1) . If he knew what the board had decided as
regards his promotion, he would be terribly upset.
A) Naklen tayini hakkında Kurulun nasıl bir karar
verdiğini bilse, büyük üzüntü duyardı.
B) Tayini için Kurul'un verdiği kararı bilseydi,
derhal istifa ederdi.
C) Kendi durumu ile ilgili olarak Kurul'un kararının
ne olduğunu bilmiş olsaydı, tayin edilmeyi
kesinlikle istemezdi.
D) Terfisi ile ilgili olarak Kurul'un neye karar
verdiğini bilse, tam bir düş kırıklığına uğrardı.
E) Başarısızlığı nedeniyle hakkında Kurul'un ne tür
bir karar vereceğini bilseydi, son derece
sinirlenirdi.
2) . I firmly believe that we must put into effect
some vital plans in order to increase productivity.
A) Üretimi arttıracak çeşitli planlar geliştirmemiz
gerektiği görüşüne tamamen katılıyorum.
B) Verimliliği arttırmak için bazı acil planları
yürürlüğe koymamız gerektiğine kuvvetle inanıyorum.
C) Verimliliğin artırılması bakımından bazı önemli
planlar geliştirmemiz gerektiği düşüncesindeyim.
D) Verimlilik düzeyini geliştirmek için bazı
kapsamlı planlar üzerinde durmamız gerektiği
inancındayım.
E) Bence verimliliği arttırmak için bazı planlar
geliştirmek yararlı olabilir.
3) . Turkey's membership of the European Community
will be of crucial importance for the development of
our international economic relations.
A) Türkiye'nin Avrupa topluluğuna üyeliği,
uluslararası ekonomik ilişkilerimizin gelişmesi
bakımından hayati bir önem taşıyacaktır.
B) Uluslararası ekonomik ilişkilerimizin
geliştirilmesi için Türkiye'nin Avrupa topluluğuna
üye olması son derece önemli görülmektedir.
C) Türkiye'nin uluslararası ekonomik ilişkilerinin
artması, Avrupa Topluluğuna üyelik için büyük önem
taşımaktadır.
D) Uluslararası ekonomik ilişkilerimizin gelişmesi
sonucu Türkiye'nin Avrupa Topluluğu'na üye olması
daha da çok önem kazanmıştır.
E) Türkiye'nin Avrupa topluluğuna üyeliğinden sonra
uluslararası ekonomik ilişkilerimizin geliştirilmesi
çok büyük önem taşıyacaktır.
4) . Propose what they may, we are not going to
accept their views on this matter.
A) Bu konuda ne gibi önerileri ileri sürecekleri
hususunda herhangi bir görüşümüz bulunmamaktadır.
B) İstedikleri önerileri yapsınlar, bu sorunla ile
ilgili görüşlerini kimseye kabul ettiremeyecekler.
C) Ne önerirlerse önersinler, bu konudaki
görüşlerini kabul etmeyeceğiz.
D) Ne gibi öneriler getirecekleri belli değilse de
onların bu konuya bakış açılarını kabul edemeyiz.
E) Her ne önerdilerse, bu konu ile ilgili olarak hiç
birini kabul etmedik.
5). Owing to an unexpected postponement in the
delivery of the mail, his application did not reach
in time.
A) Postanın dağıtılmasındaki beklenmeyen gecikme
nedeniyle, başvurusu bize zamanında ulaşmadı.
B) Mektupların dağıtımı gecikince, bize yaptığı
başvuru saatinde ulaşmadı.
C) Postadaki beklenmeyen gecikme yüzünden
başvurusunu zamanında bize gönderemedi.
D) Başvurusunun bize zamanında ulaşmamasının nedeni,
postanın dağıtımında meydana gelen gecikme idi.
E) Postanın hiç tahmin edilmeyen gecikmesi, onun
başvurusunun bize çabuk ulaşamamasına yol açtı.
6). It was generally agreed by the board that a new
plant should be opened in Sweden.
A) Kurulun onayladığı yeni fabrika İsveç'te
açılacaktır.
B) Kurul, öncelikle İsveç'te yeni bir fabrika
açılmasını onaylamışta.
C) İsveç'te yeni bir fabrika açılması, kurul
tarafından oybirliği ile kabul edilmiştir.
D) Kurula, yeni fabrikanın İsveç'te açılması
önerilmiştir.
E) Kurulun onayı üzerine İsveç'te yeni bir fabrika
açıldı.
7) . Amongst of Turkey's priorities in international
politics, membership of the European Community takes
the first place.
A) Türkiye, Avrupa Topluluğuna üye olabilmek için,
uluslararası ilişkilerindeki öncelikleri geniş bir
biçimde tespit etmiştir.
B) Türkiye'nin uluslararası politikadaki öncelikleri
arasında Avrupa Topluluğu üyeliği başta gelmektedir.
C) Avrupa Topluluğuna üyelik, Türkiye'nin uluslarası
politikasındaki ilk tercihtir.
D) Uluslarası ilişkiler bakımından, Türkiye'nin en
başta gelen amacı Avrupa Topluluğuna girmektir.
E) Türkiye Avrupa Topluluğuna girmekle uluslararası
politikada çeşitli avantajlar elde edecektir.
8) . The reports we have received up to now
concerning the disaster seem to be exaggerating the
situation.
A) Felaketle ilgili olarak bize ulaşan raporların
hepsi, abartılı bir şekilde kaleme alınmış.
B) Felaketle ilgili olarak, durumun abartıldığı
değişik raporlar yazıldı.
C) Aldığımız tüm raporlarda, felaketin neden olduğu
durum çok abartılmaktadır.
D) Felaketle ilgili olarak bugüne kadar aldığımız
raporlar durumu abartıyor gibi görünüyor.
E) Aldığımız raporların hepsi, felaket sonucu ortaya
çıkan durumu ayrıntılı olarak anlatıyor.
9). The company accountant, charged with misuse, has
been put on trial.
A) Zimmetine para geçirmekle suçlanan şirket
muhasebecisi mahkemeye verildi.
B) Şirketi zarara soktuğu için muhasebeci aleyhinde
dava açıldı.
C) Şirketin iflasına yol açtığı gerekçesiyle
muhasebeci gözetim altına alındı.
D) Hapse atılan şirket muhasebecisi, rüşvet almakla
suçlandı.
E) Yolsuzluk yaptığı iddiasıyla şirketin
muhasebecisi hapse mahkum oldu.
10). The growth of industrialism in the West is
concerned with the growth of democracy.
A) Batıda sanayinin gelişmesi demokrasinin ortaya
çıkmasıyla hızlanmıştır.
B) Demokrasinin güçlenmesi, Batıdaki gelişmesi ortak
bazı ilkelere dayanmaktadır.
C) Sanayi ve demokrasinin Batıdaki gelişmesi ortak
bazı ilkelere dayanmaktadır.
D) Demokrasinin gelişmesi, Batıdaki sanayinin
gelişmesi ile mümkün olmuştur.
E) Batıda sanayinin gelişmesi, demokrasinin
gelişmesi ile ilişkilidir.
11) . Widespread vaccination campaigns carried out
by the Ministry of Health have been efficient in
reducing infant mortality.
A) Sağlık Bakanlığının yürüttüğü geniş aşı
kampanyaları sonucu, bebek ölümleri bir sorun
olmaktan çıkmıştır.
B) Bebek ölümlerinin azaltılması amacıyla, Sağlık
Bakanlığı geniş bir aşı kampanyası başlattı.
C) Bebek ölümlerinin azaltılmasında en büyük etken,
Sağlık Bakanlığının başlattığı geniş aşı
kampanyasıdır.
D) Bebek ölümlerini azaltmak için Sağlık
Bakanlığınca yürütülen kampanya başarılı olmuştur.
E) Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen, yaygın aşı
kampanyaları, bebek ölümlerinin azaltılmasında
etkili olmuştur.
12) . Deforestation is causing an alarming decrease
in the amount of farming area.
A) Ormanların azlığı, sulu arazi miktarının giderek
tehlikeli bir şekilde ortadan kalkmasına neden
olmaktadır.
B) Ormanların yok edilmesi nedeniyle, tarım
arazisinin ciddi bir şekilde azaldığı görülmektedir.
C) Ormanların yok olması, ekilebilir toprakların
miktarında tehlikeli bir azalmaya neden olmaktadır.
D) Ekilebilir toprakların tehlikeli bir şekilde
azalması, ormanların yok edilmesiyle ilgilidir.
E) Ormanların yok olması nedeniyle, tarıma elverişli
toprakların miktarında azalma olmaktadır.
13) . After years of fighting the two countries have
at last decided to sign peace treaty.
A. İki ülkenin temsilcileri bir antlaşma imzalayarak
yıllarca süren barış dönemini başlattılar.
B) Yıllarca süren savaştan sonra iki ülke, nihayet
bir barış antlaşması imzalamaya karar verdiler.
C) Yıllarca süren savaş, iki ülkenin nihayet
anlaşması ve bir barış yapması ile sonuçlanmıştır.
D) Savaşın yıllarca sürmesi sonucu, iki ülke bir
antlaşma imzalamayı kabul ettiler.
E) İki ülkenin imzaladığı barış antlaşması ile
yıllarca süren bu savaş sona erdi.
14) . In developed countries, social security has
been a main issue since the beginning of this
century.
A) Bu yüzyılın başından itibaren, gelişmiş ülkelerin
en başta gelen sorunu sosyal güvenlik olmuştur.
B) Bu yüzyılın başlarında gelişmiş ülkelerde ciddi
bir sorun olarak sosyal güvenlik konusu üzerinde çok
tartışılmıştır.
C) Gelişmiş ülkelerdeki sosyal güvenlik uygulaması
bu yüzyılın başlarında görülen en önemli olaydır.
D) Gelişmiş ülkelerdeki sosyal güvenlik, bu yüzyılın
başlarından beri önemli bir konu olmuştur.
E) Bu yüzyılın başında, sosyal güvenliğin gelişmiş
ülkelerde görülen önemli bir sorun olduğu kabul
edilmiştir.
15) . In accordance with the report submitted to the
Minister, by the end of this fiscal year inflation
will have been pulled down considerably.
A) Bakana sunulan rapordan, enflasyonun, bütçe yılı
sonuna kadar kısmen aşağı çekileceği anlaşılıyor.
B) Bakana sunulan bir raporda enflasyonun, bu yıl
sonuna kadar tamamen durdurulacağı belirtiliyor.
C) Bakana sunulan rapora göre, bu mali yıl sonuna
kadar enflasyon önemli derecede aşağı çekilmiş
olacak.
D) Bakana sunulan raporda da belirtildiği gibi, bu
mali yıl sonu itibariyle enflasyon tamamen ortadan
kalkmış olacak.
E) Bakana sunulan rapordan anlaşıldığına göre,
enflasyon bu mali yıl sonunda bir sorun olmaktan
çıkacak.
16) . Activities like gardening and swimming help to
release mental tension.
A) Zihin yorgunluğu, ancak yüzrne ve bahçe ile
uğraşma gibi faaliyetlerin yardımıyla giderilebilir.
B) Bahçe ile uğraşma ve yüzme gibi faaliyetler,
zihinsel gerginliğin giderilmesine yardımcı olur
C) Zihin yorgunluğunun giderilmesine yardım eden
faaliyetler, bahçe ile uğraşma ve yüzmedir.
D) Zihinsel gerginliğin giderilmesine yardım eden,
yüzmle ve bahçe ile uğraşma gibi faaliyetler
desteklenmelidir.
E) Yüzme ve bahçe ile uğraşma, zihinsel gerginliğin
yok olmasına katkı sağlayan faaliyetlerdir.
17) . Unfortunately most people are prejudiced
against modes of behaviour that are different from
their own.
A) Garip olan şu ki çoğu insan, kendinden farklı
hareket edenlere karşı oldukça önyargılıdır.
B) Ne yazık ki insanlar kendilerinden farklı
davrananlara karşı son derece önyargılıdır.
C) İnsanların, kendilerinden farklı davranış
biçimlerine sahip olanlara karşı önyargılı olması
garipsenecek bir durumdur.
D) Ne yazık ki pek çok insan, kendisinkinden farklı
olan davranış biçimlerine karşı önyargılıdır.
E) Ne yazık ki insanlarda kendi davranışlarından
farklı davranış sergileyen pek çok insana karşı
yaygın bir önyargı vardır.
18) . Once a child starts school he finds himself in
a much larger and far more complex social group.
A) Çocuk bir kez okula başlayınca, kendini hep daha
kapsamlı ve karmaşık bir sosyal grubun içinde görmek
ister.
B) Çocuk, ancak okula başladıktan sonra, geniş ve
çok karmaşık bir sosyal grubun içine girer.
C) Çocuk oldukça geniş ve karmaşık bir sosyal grubun
etkisini ancak okula başlayınca hisseder.
D) Çocuğun çok geniş ve olabildiğince karmaşık bir
sosyal grubun etkisinde kalması, ancak okula
başladıktan sonra gerçekleşir.
E) Çocuk okula başlayınca, kendisini çok daha geniş
ve daha karmaşık bir sosyal grubun içinde bulur.
19) . The suggestions that Prof Thomson made in his
lectures were to form the basis of much of the
research work the department has undertaken.
A) Profesör Thomson'un derslerinde yaptığı öneriler,
bölümün üstlenmiş olduğu araştırmaların çoğunun
temelini oluştur- muştur.
B) Bölümün yürüttüğü araştırmaların çoğunun temeli,
Profesör Thomson'un derslerinde ileri sürdüğü
görüşlere dayanıyordu.
C) Bölümün başlattığı araştırmaların çoğu, Profesör
Thomson'un derslerinde ortaya koyduğu ilkeleri temel
alıyordu.
D) Bölümün üstlendiği araştırmaların temeli,
Profesör Thomson'un derslerinde ortaya attığı
varsayımlardan oluşuyordu.
E) Profesör Thomson, derslerde ileri sürdüğü
görüşleri ile , bölümün yürütmekte olduğu
araştırmaların pek çoğunun temelini atmıştır.
20) . The leading newspapers all gave conflicting
accounts of the uncovering of a major espionage
affair.
A) Önde gelen bazı gazetelerin böylesine ciddi bir
casusluk olayının ortaya çıkarılmasına ilişkin
olarak yaptığı yorumlar tutarlı değildi.
B) Önde gelen gazetelerin hepsi, büyük bir casusluk
olayının ortaya çıkarılmasıyla ilgili olarak
çelişkili haberler verdi.
C) Casusluk olayının ortaya çıkarılması üzerine,
büyük gazetelerin hepsi farklı değerlendirmeler
yaptılar.
D) Önde gelen pek çok gazete, verdikleri çeşitli
haberlerle büyük casusluk olayının ortaya çıkmasını
sağladı.
E) Bu kadar büyük bir casusluk olayının ortaya
çıkması, bazı büyük gazetelerin çelişkili haber
vermesi sonucu gerçekleşti.
21) . One may argue that successful novels depend
not so on their plots
as they do on the characters they portray.
A) Başarılı romanların hem konularına hem de
çizdikleri karakterlere önem verdiği ileri
sürülebilir.
B) Denilebilir ki başarılı romanlarda konular kadar
çizilen karakterler de önem taşır.
C) Başarılı romanların aslında sadece konularına
değil aynı zamanda çizdikleri karakterlere de
dayandığı düşünülebilir.
D) Başarılı romanların konularından çok çizdikleri
karakterlere dayandığı ileri sürülebilir.
E) Başarılı romanların temelini hem konularının hem
de çizdikleri karakterlerin oluşturduğu görüşü ileri
sürülebilir.
22) . The real significance of the peace plan still
under negotiation lies in the fact that it will open
up a new era of friendship.
A) Yeni bir dostluk döneminin başlaması amacıyla
sürdürülen barış planının gerçek anlamı ortadadır.
B) Şu bir gerçektir ki görüşmeleri devam eden barış
planı yepyeni bir dostluk döneminin başlangıcım
oluşturacaktır.
C) Yeni bir dostluk döneminin başlaması , halen
görüşülmekte olan barış planının gerçek anlamını
ortaya koymaktadır.
D) Görüşülen barış planının gerçek anlamı, yepyeni
bir dostluk döneminin başlaması ile ortaya
çıkmaktadır.
E) Halen görüşülmekte olan barış planının asıl
önemi, yeni bir dostluk dönemi başlatacağı
gerçeğinde yatmaktadır.
23) . Some of the nominees for the Nobel Peace Prize
have been turned down by the award committee on
account of the harsh criticism made against them by
the press.
A) Bazı Nobel Barış Ödülü adayları basında şiddetle
eleştirilince, ödül kurulu onları değerlendirmeyi
reddetti.
B) Basında yer alan sert eleştirilere rağmen ödül
kurulu Nobel Barış Ödülüne aday gösterilen bazı
kişileri değerlendirme dışı bıraktı.
C) Nobel Barış Ödülü adaylarından bazıları,
haklarında basında yer alan sert eleştiriler
nedeniyle, ödül kurulunca reddedildiler.
D) Nobel Barış Ödülü kurulu, basında yer alan
şiddetli eleştirileri de göz önüne alarak, bazı
adayları daha değerlendirmeye almadı,
E) Nobel Barış Ödülü için aday gösterilen
bazıkişiler, ödül kurulunu basında sert bir dille
eleştirince değerlendirme dışı bırakıldılar.
24) . Despite massive Soviet pressure, Chink was
eventually able to conclude a treaty of peace and
friendship with Japan in 1978.
A) Yoğun Sovyet baskısını hiçe sayan Çin, nihayet
1978'de Japonya ile barış ve dostluk antlaşması
yapmaya karar verdi.
B) 1978'de Japonya ile barış ve dostluk antlaşması
imzalayan Çin, hemen büyük bir Sovyet baskısı aldına
girdi.
C) Çin'in 1978'de Japonya ile bir barış ve dostluk
antlaşması yapma olanağı bulması, yoğun bir Sovyet
baskısına yol açtı.
D) Çin, yoğun Sovyet baskısına rağmen, nihayet
1978'de Japonya ile bir barış ve dostluk antlaşması
yapma olanağı bulabildi.
E) Japonya ile 1978'de yaptığı barış ve dostluk
antlaşması nedeni ile Çin, yoğun bir Sovyet
baskısıyla karşılaştı.
25) . The coach decided to resign since he had
obviously lost the confidence of his team.
A) Koç, takımın güvenim kazanamadığı için istifa
etmek zorunda kaldı.
B) Takımının güvenini kazanamaya koç, istifa etmeyi
uygun buldu.
C) Koçun istifa etmeye karar vermesi, takımının
güvenini kazanamamasındandır.
D) Koç takımının güvenini kaybedince istifa etmenin
tek yol olduğuna karar verdi.
E) Koç, takımın güvenim açıkça kaybettiği için
istifa etmeye karar verdi.
|